Şirketleri iflasa götüren yanlışlar

Yanlış atılan adımlar en büyük şirketlerde bile iflasa varan kötü sonuçlara yol açıyor

Sabancı ve Koç Türkiye'de kurumsal yönetimin kaleleri kabul edilir. Ama onların da iş hayatında yaptıkları büyük hatalar var. İhlas Holding'i batma noktasına getiren, Dinç Bilgin'i iflasa sürükleyen, FİBA'yı prestij kaybına uğratan da yine atılan yanlış adımlar.

İş hayatının "altın yanlışları" olarak nitelenen kararlar uzun yıllar emek vererek oluşturduğunuz şirketinizi, kariyerinizi hatta prestijinizi kökünden sarsabilir. Şirketi çocuğu gibi görme, herşeyi ben bilirim yaklaşımı, aşırı büyüme hırsı, öz işinden uzaklaşma, banka satın alma, aşırı standardizasyon, "yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır" yaklaşımı, şişkin kadrolar ve gereksiz müdürlükler bunlardan bazıları.

Yönetim danışmanlarına göre bugünün iş dünyasında yapılabilecek en büyük yanlış ise, 15-20 yıllık stratejik planlar yapmak. Çünkü çok uzun vadeli planlar yapmanın iş dünyasını yanlış seçimlere itebileceğini belirten uzmanlara göre, 10 yıl sonra bile dünya öngördüğünüzden çok farklı yönlere gitmiş, sizin içinde bulunduğunuz şartlar çok değişmiş olabilir.

Belirsizliğin arttığı böyle bir ortamda uzun vadeli planlar yapmanın en büyük yanlışlardan biri olduğunu söyleyen Yönetim Danışmanı Ulaş Bıçakçı, "Gün geliyor yarını bile göremiyorsunuz. Planlarınızı artık 1-2 yıllık yapmanız gerekiyor, 10 yıl sonrası için değil. Çünkü gelişmeler sizin düşündüğünüzden çok farklı yönde olabilir" diyor.

Örneğin Sabancı Topluluğu'nun 2005 yılı başlarında başlattığı SA+15 Projesi, gruba ileride sorun yaşatabilecek bu yaklaşımın bir parçası. 2015 ve sonrasında Sabancı Topluluğu’nun gideceği yeri tespit etmek üzere bir yol haritası çıkartılan bu projede, oluşturulan stratejilerin süreçte geçersiz ya da yanlış hale gelme ihtimali yüksek. İş dünyasını hataya sürükleyen en büyük yanlışlardan birinin "kurallar ve akımlarla iş yönetebileceğini sanmak" olduğunu ifade eden Bıçakçı'ya göre, bugünün şartlarında başarıyı getirebilecek tek yaklaşım, esnek olabilme, hissedebilme ve koşullara göre karar verilen bir yaklaşım.

'Benim' duygusu sorun oluşturur

Patron, kurucu baba ya da ikinci kuşak yönetici gibi farklı pozisyonlarda farklı yönetim yanlışları ortaya çıktığını belirten Bıçakçı, özellikle kurucu ve ilk kuşak yöneticiler arasında en sık görülen altın yanlışlardan birinin "şirketi çocuğu gibi görme sendromu" olduğunu söylüyor. Büyük şirketlerin bile "benim" duygusu yüzünden halka açılmayı uzun süre kabul etmediğine işaret eden Bıçakçı, "Şirketi satarak çok daha fazla para kazanabilecekken duygusal davranıp yapmıyorlar. Halbuki hissenin tamamını ya da bir kısmını bile satarak yıllarca toplayabileceğiniz kârı bir kerede alabilirsiniz" tavsiyesinde bulunuyor. Bugün Türkiye'de kurumsal yönetimin kaleleri kabul edilen Sabancı ve Koç Holding bile bu yaklaşım nedeniyle uzun süre şirketi gerçek anlamda yabancılarla paylaşmak için direndiğini ifade eden Bıçakçı, bu durumu "'Benim' sendromu nedeniyle paraya ihtiyaç duymadıkça ne Sabancı ne de Koç halka açılmak istemedi" şeklinde açıklıyor. Öyle ki her iki grupta da İMKB'de işlem görmenin dışında ortaklara gerçek anlamda şirket kararlarını etkileyebilecek düzeyde katılım, denetim ve söz hakkı imkanı getiren bir yaklaşım 1995 sonrasında ortaya çıktığı görülüyor.

İş dünyasında sıklıkla içine düşülen bir diğer büyük hata ise büyüme hırsı. Daha hızlı büyümek için kendi öz işinden uzaklaşıp farklı alanlara yönelen iş adamları, bir süre sonra "önümüze ne iş gelse yaparız" anlayışının kurbanı olabiliyorlar. Büyüme hırsı, çok farklı sektörlere dağılma, yanılmazlık sendromu ve "bugüne kadar yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır" anlayışı gibi iş dünyası hastalıklarına kapılmanın sonucu şirketlerin batması olması da, çok kötü durumlara düşmesi ve prestij kaybı olarak yansıyor.

Banka sahibi olma yanlıştı

İş dünyasının özellikle 90'lı yıllarda sıkça içine düştüğü altın yanlışlardan biri de banka kurmak ya da satın almak. Banka sayısının indirileceğinin yetkili ağızlarca belirtildiği dönemlerde bile iş adamlarının bize birşey olmaz anlayışıyla bankacılık işine girdiğine işaret eden Bıçakçı, "Yanılmazlık sendromu iş dünyasından birçok ismin sonunu getiren hata oldu. Yanlış yapsak bile kurtarırız anlayışı iş dünyasının en sık rastlanan altın hatalardan. Bu yanlışı gören birçok işadamı, uygun bir teklifle karşılaşınca bankalarını satıp bu sektörden çıkma kararı alarak doğru bir iş yaptı. Hüsnü Özyeğin, Ahmet Nazif Zorlu, Aydın Doğan, Tuncay Özilhan bankalarını satarak altın yanlıştan dönen isimler.

Organizasyonel hatalar da şirketleri uçuruma sürükleyen bir başka büyük yanlış. Bu tür yanlışlar şirketteki yanlış kadrolaşmadan olduğu kadar, holding şirketleri arasındaki organik bağların yanlış kullanılmasından da kaynaklanabiliyor. İhlas Holding'i batma noktasına getiren altın yanlış örneğini veren Bıçakçı, "Holding şirketleri arasındaki her harcama nasıl olsa aynı cepten çıkıp aynı cebe giriyor mantığıyla hareket edildi. Hiç bir iş faturalı yapılmadığı için kim kime ne ödeme yapmış, kim ne kazanmış belli değil. Örneğin holding şirketlerinden biri TGRT'ye reklam vermiş. Ama kimin ne verdiği, kimin ne aldığı belli değil" diyor.

Fazla kadrolaşmanın ve personel anlamında aşırı büyümenin de şirketleri krize sürükleyebilecek bir diğer yanlış olduğuna işaret eden Bıçakçı, özellikle daha üst düzey pozisyonlar ve yönetici kademelerinde sadeliğe gidilmesi gerektiğine işaret ediyor. Bıçakçı'ya göre en azından genel müdür yardımcılığı, koordinatör yardımcılığı gibi farklı pozisyonlara ait "yardımcılık" unvanları ortadan kaldırılmalı. Sabancı Grubu'nun bu nedenle yaşadığı sorunu örnek gösteren Bıçakçı, "Bu pozisyonlarda yıllardır kemik bir kadro oluştuğu için, kriz döneminde kadro şişik de olsa kimseyi atamadılar. Makam arabalarını satmak gibi ek önlemlerle krizi atlatmak zorunda kaldılar" diyor. Sabancı Holding kuruluşlarından Akbank'ta son dönemde hayata geçirilen "Yeni Ufuklar Projesi" kapsamında ise organizasyonel yapı yeniden tanımlanıp unvanlarda önemli oranda azaltılmaya gidilerek bu yanlıştan dönüldü.

Koç sınavı geçti

Değişen koşullar nedeniyle özellikle büyük şirketlerin önemli bir sınav içinde olduğunu belirten Bıçakçı, "Şimdilik bu sınavdan sadece Koç Holding başarıyla geçebildi" diyor. Atılan tüm adımlar gözönüne alındığında en az yanlış yapan kurum olarak karşımıza Koç Holding'in çıktığına işaret eden Bıçakçı, sık sık kıyaslama yapılan Sabancı Holding ile aynı hatalara düşmediğine işaret ediyor. Bugün Sabancı Holding'de aile içinden kopmalar yaşandığına dikkat çeken Bıçakçı, bunun nedenini "Her şeyi kontrol altında tutma isteği yüzünden Sakıp Sabancı hayattayken kurumda öyle bir etkinlik kurmuştu ki, başka kimsenin söz hakkı yoktu" şeklinde açıklıyor. Koç örneğinde ise Rahmi Koç'un sorumluluğu başkalarına devretme becerisini gösterip çıktığı dünya turunda aylarca şirketten uzak kalmasına karşın, Sabancı'nın sağlığında şirketten uzak kaldığının hiç görülmediğine işaret ediyor. Yapılabilecek en büyük yanlışlardan birinin şirketteki diğer profesyoneller ve aile bireyleri üzerinde bir ezilmişlik hissi yaratmak olduğunu söyleyen Bıçakçı, "Ali Sabancı'nın kendi yolunu çizmesinin ardında da 'Bugüne kadar ortaya çıkamadım, bugün çıkıyorum' tepkisinin yattığına işaret ediyor.

Holdinglerin keşke dedirten uygulamaları

Sabancı

Aşırı kontrol kopuş getirdi

Sakıp Sabancı'nın her şeyi her an kontrol altında tutma isteği, şirketteki diğer isimlerin arka planda kalmasına neden oldu. Bu da Sabancı'nın ardından kendi ispat etmek isteyen kişilerin şirketten kopuşlarını beraberinde getirdi. Borsaya açılmakta geç kaldı. Günümüz dünyasında koşullar çok değişken olmasına karşın, 15 yıl sonrasına yönelik stratejiler oluşturma yoluna gidiliyor. Organizasyon yapısındaki hatalar ve şişik kadrolar nedeniyle kriz döneminde sorun yaşadılar. Akbank'ta şu anda bu hatayı ortadan kaldırmak amacıyla yeni bir organizasyonel yapıya geçildi.

Koç

Borsada geç kaldı

Borsadaki halka açıklığını artırmakta geç kaldı. Ama en en az hata yapan şirket olarak göze çarpıyor. Yönetici kuşağın değişmesinde aynı krizi yaşamamasının ardında da Rahmi Koç'un "ben bilirim" havasından uzak tutumu ve yönetimde başkalarını da söz sahibi yapma anlayışı yatıyor.

İhlas

Profesyonel bağ kurulamadı

Büyük organizasyonel hatalar yaptı. Holdinge bağlı şirketler arasındaki organik bağları profesyonelce yönetilemedi. Holding şirketleri arasındaki her harcama nasıl olsa aynı cepten çıkıp aynı cebe giriyor mantığıyla hareket edildi. Kimin kime ne ödediği, kimin ne kadar kazandığı açıkça ortaya konmadı.

Fiba

Gima satışında imajı zarar gördü

Gima'nın satışı konusunda Koç Grubu ile anlaşan Fiba'nın son anda bir manevrayla Sabancı ile el sıkışması, prestij kaybına neden oldu. İşdünyasında en önemli etkenlerden olan güvenirlik konusunda sarsıntı yaşayan grup, ileriki süreçte bunun etkilerini görebilir. Bankacılık işinden çıkarak doğru bir karar verdi. Çok farklı sektörlere dağılma hatasını düzeltti.

Ülker

Hızlı büyüme tutkusu var

En büyük yanlışı çok hızlı büyüme tutkusu. Sabri Ülker'in yönetimdeki aktif rolünü bırakmasından sonra medyada çok daha sık yer alıp gündeme gelmeleri iyi bir işaret değil.

Anadolu Holding

'Çırak' iyi olmadı

Tuncay Özilhan'in Çırak Programı'na katılmasıyla Anadolu Holding'in de şirketin dışa vurumu arttı. Hatasını anlayan Özilhan, o kulvardan çekilerek yanlışı da düzeltti. Bankacılık işinden çıkması da düzelttiği bir başka hata.

Zorlu

Farklı alanlara yayıldı

Çok farklı alanlara yayılmaya başladı. Bankacılıktan çıkarak doğru bir karar verdi.

Dinç Bilgin

Öz işinden uzaklaştı

Öz işinden uzaklaşıp, banka satın alarak hiç bilmediği bir alana girerek altın yanlışı yaptı.

Referans
03.Aralık.2006 15:36:09